23 Şubat 2026 Pazartesi

SEVGİNİN ANISI.....BEYKOZ GENÇ KALEMLER PROJESİ ŞUBAT AYI KONUĞUMUZ ...SU ÖZÇELİK


Beykoz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile İlçe Yerel Medya Yayın organları ile yapılan protokol ile Şubat Ayı " Beykoz Genç Kalemler Projesi " kapsamında Paşabahçe Ahmet Ferit İnal Anadolu Lisesi 10/ F  Öğrencilerinden Su Özçelik'in " Sevginin Anısı " adlı yazısını sizlerle paylaşıyoruz...


SEVGİNİN ANISI

Sabah ışığı perdeden içeri sızarken onun nefesini dinliyordum. Huzurevinin odaları hep aynı kokar: İlaç, sabun ve biraz da yalnızlık. Ama bugün o kokuya alışmak istemedim. Bugün bizim günümüzdü. En azından benim için.

Yanımdaki yatakta uyandı. Gözlerini açtı, tavana baktı. Her sabah yaptığı gibi. Sonra başını bana çevirdi. Yabancı bir yüz arar gibi baktı, nazik ama boş bir bakışla.

“Günaydın” dedi.

Sesindeki nezaket hâlâ aynıydı. Bu, bende kalan en büyük teselli. Beni tanımıyor olabilir ama kötü biri de olmuyor. İçimde bir yer, bunun bile sevgiyle ilgili olduğunu fısıldıyor. İnsan sevdiğini unutabilir ama sevme biçimini unutmaz.

“Günaydın” dedim. Gülümsedim. Gülümsememi tanımıyor ama gülümsemeyi tanıyor.

Bugün evlilik yıldönümümüzdü. Kaçıncı olduğunu saymaya yıllar önce bırakmıştım. Sayılar artık önemsizdi. Önemli olan, hâlâ buradaydık. Aynı odada, aynı sabah ışığında.

Ona bir şey söylemedim. Hatırlamasını beklemek, her defasında kalbimi biraz daha inceltiyordu. Bunun yerine çekmeceden fotoğraf albümünü çıkardım. Kenarları yıpranmıştı, sayfaları sararmış. Yıllarımız gibi.

“Bak” dedim, albümü yatağın üstüne koyarak. “Birlikte fotoğraflara bakmak ister misin?” Başını salladı. Çocuk gibi. Merakla.

İlk fotoğrafı açtım.

“Bu” dedim, “gençliğimiz. Bak, ne kadar da ciddiyiz.”

Fotoğrafta yan yanaydık. O, takım elbise giymişti; ben sade bir elbiseyle koluna girmiştim. Bana baktığı şekilde hâlâ bakabilseydi, her şeyi yeniden göze alırdım.

Fotoğrafa uzun uzun baktı.

“Güzel bir adammış” dedi sonunda. Gülümsedim. “Evet” dedim. “Öyleydi.”

Bir sonraki fotoğrafa geçtim. Denizin kenarındaydık. Rüzgâr saçlarımı yiizüme vurmuş; o da arkamdan beni tutuyordu.

“Burada çok rüzgâr vardı” dedim. “Üşümüştüm. Sen ceketini vermiştin.” Kaşlarını çattı. Sanki o anı zorla çekip çıkarmaya çalışıyordu zihninin sisinden.

“Ben… Üşüyen birini yalnız bırakmam.” dedi.

Bu cümle kalbime dokundu. Çünkü doğruydu. Hâlâ doğruydu.


Fotoğraflar ilerledikçe odadaki sessizlik değişti. Artık boş değildi. İçinde anılar vardı. Onun hatırlamadığı ama benim taşıdığım anılar. Bir süre sonra yalnız ben anlatmıyordum, fotoğraflar da konuşuyordu.

“Burada çocuğumuz doğmuştu” dedim, sesim biraz titreyerek. Bebeğin yüzüne baktı. Uzun uzun.

“Çok küçük” dedi.

“Evet” dedim. “Ama çok seviliyordu.”

Yalnızlık, böyle anlarda ağırlaşıyor. İnsan kalabalıkta da kaybolabiliyor. Ama yine de anlatmaya devam ettim. Çünkü anlatmak, bağ kurmaktı. Hatırlamasa bile.

Son sayfalara geldiğimizde ellerim yorulmuştu ama durmak istemedim. Son fotoğrafı açtım. Huzurevinin bahçesinde çekilmişti. Geçen yıl. Yan yana oturuyorduk. Ben ona bakıyordum, o da güneşe.

“Bu en yenisi” dedim. “Hâlâ yan yanayız.”

Fotoğrafa baktı, sonra bana. Uzun süre sustu. O sessizlik beni korkuttu. Çünkü bazen bu sessizlikten sonra hiçbir şey gelmezdi.

Ama bu sefer...

Gözleri doldu.

“Ben...” dedi yavaşça. “Seni tanıyorum.”

Nefesim kesildi. Kalbim yıllar sonra ilk defa bu kadar hızlı attı. Elini tuttum. “Evet” dedim. “Ben buradayım.”

“Bugün...” diye devam etti, kelimeleri dikkatle seçerek “özel bir gün mü?”

Gözlerimden yaşlar aktı. Gülümsedim.

“Evet” dedim. “Bugün bizim evlilik yıldönümümüz.”

Elimi sıktı. O eski, tanıdık sıkış. “Yıldönümümüz kutlu olsun” dedi.

 

O an her şey yerli yerine oturdu. Unutulan yıllar, eksilen hatıralar, yalnızlık... Hepsi sevginin yanında sessizleşti. Çünkü sevgi, bazen hatırlamaktan daha güçlüdür. Ve bugün, o beni hatırladı.

Belki yarın yine unutacak. Ama bugün... Bugün bizi hatırladı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder